25 Haziran 2011 Cumartesi

Engel Göreceli Bir Kavramdır

Engelli, yapamayan değildir; Yapma şansı varken yapmayandır.

Kitap nasıl okunur? Bu sorunun cevabını en iyi veren arkadaşım gözlerini doğuştan kullanamıyordu. "Parmaklarınla" cevabı sarsıcı, birazda anlamsızdı ama aynı anda başladığımız kitabı benden çok daha önce bitiriyor olması söylediğinin doğruluğunu ispat ediyordu. Braille alfabesiyle benim başarabildiğimden çok daha iyisini yapıyordu. Ona "Görme Engelli" diyorlardı. Engelli kimse artık!

Basketbol nasıl oynanır? Bu sorunun cevabını yeni yetme bir gençten acı bir deneyimle almıştım. Tekerlekli sandalyesiyle basket sahasında kendi başına takılırken bende kendi halimde oynuyordum. "Maç yapalım mı?" dediğinde, itiraf etmem gerek küçümsedim, kabul ettim. Engelli olduğu için üstüne pek gitmiyordum kendimce ama oynarken benim ona acımama ihtiyacı olmadığını gösterdi. Ne kadar yenmek istediysem de sonuç değişmedi. Beni farklı yendi. Ona da engelli diyorlardı. Engelli kimse artık!

Yolda yürürken, basketbol oynarken, iş hayatında görevlerini yerinde getirirken, hayatın içerisinde yaptıkları her işte olabilecek en iyi seviyede yapıyorlar. Evet bir uzuvları eksik ama ondan daha güçlü ve fark yaratacak bir şeye sahipler; özgüven ve yürek.

Engel göreceli bir kavramdır.

Mesela eskiden engelin bir uzuv eksikliği olduğunu düşünecek kadar engelliydim.
Mesela toplumun %90'ı bu engele hala sahip.
Mesela şehrin her kısmını kendi vücut ihtiyaçlarına göre düzenleyip sonra sıkıntı çekenlere acıyacak kadar engelli binlerce insan var.
Mesela...

Meselalar böyle uzar gider. Yukarıda anlattığım birçok nedenle "Engel Göreceli Bir Kavramdır" ve bir çoğumuz farklı engellere sahibiz. Herhangi bir uzvunun eksik olduğunu, engelli olduğunu düşündüğümüz insanların önünde en önemli engel biziz!

Hayatı daha engelsiz bir hale getirme şansımız var en azından bunun için çaba sarf etme şansımız var.

Unutma, Engel göreceli bir kavramdır ve bu nedenle bir engelde sen yaratma...

Saygılarımla...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bir Ayrılığın Anatomisi 2

Şimdi yalnızım...

Gideli 1 hafta oldu. Hayatın bu kadar sıradan yürüdüğünü fark etmemişim. Öyle zamanlar geçiriyorum ki bazen tekrar tekrar aynı günü yaşıyormuşum gibi hissediyorum. İşe git, eve dön.

Alışkanlık mı? Hayır alışkanlık diyemiyorum. Yeri geldi sigarayı bıraktım, kendimi bu kadar kötü hissetmemiştim. Bu yokluğunda eksik kalmak. Tam anlamıyla hissettiklerim bu sanıyorum. 

Yaptım. Hata yaptım. Yapmadım demiyorum ama ders aldım bütün hatalarımdan. Bir türlü anlatamadım işte bunu. Sanırım mevzu anlatmak değildi; hissettirmekti. Gel gör ki bir kere güvenin yerini güvensizlik alında yıllarca da çalışsan değişmiyormuş o büyük hatanın yarattığı güvensizlik. 

Aldattım.

Bir kere daha tekrar etmedim, aklımın ucundan dahi geçmedi. Geçmeyecek de. 

Derdim sizi inandırmak değil, onu da pek inandıramamışım zaten. 

Bunca fikrin arasında "Büyük bir güven, bu kadar hızlı, nasıl yerini güvensizliğe bırakır?" diye düşünüyorum. Aslolan şu; yaptığın onca iyinin ve doğrunun yanında, yanlış kefene koyduğun en küçük şey hepsinden ağır basacak. Değişmedi. Değişmiyor. İnsanlar yaptığın onca iyiliği biliyorlar da yaptığın ufak bir hata da hepsini unutuyorlar. 

Gitti ya şimdi daha çok seviyorum. Niye bilmiyorum. İçimde her geçen gün daha da büyüyor. Sanırım AŞK'ın hamuru böyle, kavuşulamadıkça büyüyor. Ayrılıktan besleniyor. Tasavvufta dünya ikilikler dünyası olarak anlatılıyor ya tıpkı öyle. Ayrılık olmasa vuslatın değeri anlaşılmazdı. Vuslat umudu AŞK'ı perçinleyen. 

Aşığım diye anlatıyorum, bir de dönüyor aldattım diyorum. Büyük tezat değil mi? Aldatmasaydın da kız da seni terk etmeseydi diyorsun değil mi ? 

Durum göründüğü gibi değildi ama dönüpte komik duruma düşmemek için durumu kabullendim o kadar. Evet bir başka kadının yanındaydım ama teknik olarak aldatmadım. Bir fikir buhranıydı yaşadığım, çözümün bir parçasıydı sadece bu olay. Neyse yine inandırma çalışmasına başladım susuyorum.

Şimdi gitti ya, daha çok seviyorum...
Özlüyorum...

Bir yanlışla bu cezayı hak ettim mi diye düşünüyorum? Hata varsa ceza da olacak diyorum sonra, susuyorum.

Yine de çok seviyorum...
Özlüyorum.
Arasam mı? Arayacağım galiba.

-....
-Alo
-....
-Alo, Sen olduğunu biliyorum konuşsana

Ne demeliyim? Ne diyebilirim ki?

16 Haziran 2011 Perşembe

Aşıklar ve Suretler

O kadar çok sevdim ki seni; bütün hayallerimi senin üzerine kurdum. O kadar çok hayal kurdum ki senle; tüm gelecek hayallerime sen sirayet ettin. O kadar çok hayalde karşıma çıktın ki; sonunda suretini senden daha çok sevdim. Ve suret o kadar güzelleşti ki; sen yanında sönük kaldın.

Aşık olduğun suretin aldığı şekil istediğin ve umduğun ne varsa odur. Şefkattir senin için, aradığın güzellikse güzelliktir. Sevgilinin olmasının istediğin ama olamadığı her şeydir. Bir gün gölge olan suret, aslını geçip yerini alır. Hani derler ya "aslı gibidir" diye keşke sevgililerimiz sureti gibi olsa. 

Konu aşk ise bildiğin tüm kanunlar geçerliliğini yitirir. Örneğin; Gölgenin varlığı maddenin varlığına bağlıdır. Varlık olmasa gölge olmaz. Aşkta başlangıçta bu böyle olsa da sonra gölgenin varlığı maddenin varlığının asıl nedeni olur.


Aslının yerini alan her şey gibi o kadar çok anlam ifade eder ki. Hem yerine geçtiğini olduğu gibi karşılarken hem de beklentileri, hayalleri, umutları ve bir insanın isteyebileceği her şeyi taşır. Taşır da işte o yüzden aslının yerini fazlasıyla alır. 


Sonunda gölgesinin yanında gölge gibi kalan her şey muhabbetimizin konusunu teşkil eder. baktığınızda gördüğünüz şey gölgenin sahibi değil, gölgenin kendisi olur.Bir bakarsın aşktır, bir bakarsın surettir.


Sanırım biraz da saçmaladım...
Olsun o kadar anlayışla karşılarsınız artık...
Saygılarımla...
Related Posts with Thumbnails