25 Nisan 2011 Pazartesi

Babamdan Mail Aldım

kimdennecati ozcan 
yanıtnecati ozcan
kimeAbdullah ÖzcaN
tarih16 Şubat 2005 16:53


ayrıntıları gizle 16 02 2005
Oğlum nasılsın? Derslerin nasıl? Havalar iyi mi? Günün nasıl geçiyor?
Finalde imzalamayı unuttuğun dersin öğretmeni ile görüştün mü? Ne
oldu? Seni özlüyoruz. Gözlerinden öperim. Babişkon
Necati ÖZCAN
 Adam gibi cevap yazmaya zamanım olmadı baba. Maili atalı uzun zaman oldu. Sende bayağı bir uzaklara gittin. Haliyle pek fazla kendimden haber veremedim sana. Kısmet bu güneymiş...

İyiyim Baba, en azından idare ediyorum. Hayat senden sonra pişmanlıklarla dolu ilerliyor. Doğru olduğunu sandığım, o kadar çok yanlış kararlar verdim ki anlatamam. Bu fikirler içimi kemiriyor işte. Sen olsaydın sorardım, sormaya gerek kalmadan müdahale ederdin, o en naif tavrınla. Bu kadar pişmanlığım olmazdı haliyle. Ama senden sonra iyiyim baba, idare ediyorum en azından.

Derslerim şükür umduğumdan daha iyi. Okul pek problem değil aslında, ben en büyük dersleri senin yanında almışım, giderken bile bir çok ders vererek gittin, o yüzden derslerimin hepsi iyi. Daha da iyi olacak inşallah.

Günüm iyi geçiyor. Geziniyorum ortalıkta denilebilir, hayatımda yapılacak çok fazla bir şey yok. Hele senden aldığım bu mail var ya günüm inanılmaz güzel geçiyor.

Hani beni özlüyorsun ya, ben seni inanılmaz derecede çok özlüyorum. Bir kerecik görsem, bir kere daha sarılsam diye burnumda tütüyorsun. Sen olmasan var ya böyle dağları omuzlarıma yıkmışlar gibi ağır bir yük biner omuzlarıma. Hani sen beni özlemesen var ya kendimi dünyanın en gereksiz varlığı gibi, hiçbir yere ait değilmiş gibi hissederim ama sen seviyor özlüyorsun ya kendimi bir şeymişim gibi hissediyorum. Hani sen seviyorsun da özlüyorsun ya varsın olmasın hiçbir şey, seslen bir kere, oğlum de yeter...

Hele bu maili attıktan 5 ay sonra beni bırakıp gidecek de olsan seviyorum seni baba...

Seni seven ve her zaman sevecek olan Oğlun;
Abdullah ÖZCAN

Allah Rahmet Eylesin...

23 Nisan 2011 Cumartesi

Post-Modern Sevdalar

Artık kapı eşiğinde yaşanıyor sevdalar...
Öyle ki gitmek ya da daha sonra gitmek işte bütün mesele bu...

Birini bırakmanın maharet olduğu raddedeyiz. Bireyselleşen toplumun en büyük götürüsü bu oldu; insanlığımız. Eskiden yitirmemek için çaba sarf ettiğimiz her şeyi, global değerler uğruna bozuk para misali harcar olduk. Mesela önceden yolda bir garip görsek yardım ederdik; Bugün bana ne deyip yüzümüzü çeviriyoruz. Misal, eskiden sevdiğimizin elini bırakmamak için çaba sarf ederdik, bugün bir ayağımız eşiğin dışında bekliyoruz. 

Öyle korkutmuş ki modern hayat, hepimizi birbirimizden korkar olmuşuz. Hani eskiden sevmek, uğruna her şeyi feda etmek takdire şayan bulunurken, bugün biri için bir şey yapmak salaklık addedilir olmuş. 


Öyle bir benlik duygusu eklemişler ki bu yeni kültüre, kendimizi düşünmekten başkalarına zaman ayıramaz olmuşuz. Toplumsal statüler hayatımızı yönetir olmuş, bir kere yönetici olunca artık bir daha insan olmayı beceremez olmuşuz. Öyle ki; sevdiğimizi bile yönetmek istemişiz de başaramayınca, en lakayt halimizle sevgilimizi kovmuşuz hayatımızdan.

Eskiden kapı arkasındaydı sevdalar, iki kişiye özel ve bir o kadar saklı. Bugün en küçük sıkıntılarda dahi gidilen danışmanlar arar olmuşuz. En mahremimizi paylaşmışız ve beklemişiz bize en makul çözümleri üretsinler diye ama kazandığımız nur topu gibi yeni problemlerimiz olmuş. 

Eskiden hepimiz sadece insanmışız. Bugün müdürüz, öğretmeniz, polisiz, reklamcıyız. Modern zamanda hepsini olmayı başarmışız da bir daha insan olamamışız. 

Post-modern olalım artık, sevmeyelim kimseyi ya da değer vermeyelim kimseye. En soyut resimlerde mutluluğu arayalım ve bakmayalım bir daha geçmişe. Geçmişe burun kıvıralım ve bağlayalım kendimizi matrix misali bilgisayar programlarına, aşkı da zihinde yaşayalım. Sevmeyelim, sevilmeyelim bir daha, yasak olsun bütün güzel duygular ve hepimiz birer robota dönüşelim. Takalım fişimizi sabaha kadar dolalım, akşama kadar çalışalım. 

Sonuç olarak böyle saçmalayalım, sıyıralım...

Saygılarımla...

5 Nisan 2011 Salı

Kalbin Akıl Boyunduruğu

Anlatmak istiyordum her şeyi, onların yanlış bildiğini ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını. En çokta kelimelerle canımı yaktıklarında söylemek istediğim kelimelerim vardı benim, her silahtan daha güçlü.

Kelimelerim vardı en sıcak duygularımı anlattığım, o kadar çok duygumu izah etmeye çalıştılar ki bir gün yorgun argın döndüler zihnime tekrar, anlatmak istediklerimden çok farklı manalarla. Sonra sokakta, yola çıktığı zihne geri dönen ama hiç anlatılmak istenen anlamı bulamamış, başka başka anlamlar omuzlarına yüklenmiş kelimeler gördüm. Yüklenen anlamların altında ezilenler ve hiç anlatamayacakları kendi anlamlarına bakıp üzülenler.

Kelimelere yüklediğim anlamlardan vazgeçtim bir süre sonra kelimelerim sessizleşti. Yavaş yavaş cümlelerim manalarını yitirdi. Bazen anlamı yükleyecek kelime bulamadım ya da zaten anlamsızdı manalı sandığım her şey.

Düşünemez oldum zamanla sessizce bakakaldım hatıralara. Umutlarım bir anlama muhtaç zihin boşluğumda sağdan sola salınıp durdular ve bir gün muğlak umutlardan vazgeçip, gerçek acılara bıraktım kendimi. Sarılmaya çalıştım yinede en muğlak umutlarıma bende umutlarım gibi boşlukta salınmaya başladım. Salındığım boşlukta yapacak tek şey sağ salim, dim dik duran acılarıma sarılmak...

Acılarımın beni sabitlediği gerçekler zamanla ümitlerimin yerini aldı. Bu dakikadan sonra hayalleri gerçek yapmaya çalışmayı bıraktım, var olan gerçekleri hayal etmeye başladım. Bunca can yakan gerçek tüm düşüncelerimi kapladı ve mantık - kalp çatışmasına yeni bir safha eklendi; Kalbin akıl boyunduruğu...

Kalbin akıl boyunduruğundan kurtulma çabaları başladı içimde. Seni öldürmeyen şeyin sana kattığı güç gibi başarısız olan her kurtulma çabası da direnme gücünden biraz daha çalıyor. Zamanla alışıyorsun yaşamaya canını yakanla  ve başlıyorsun onu sevmeye zamanla.
Related Posts with Thumbnails