15 Kasım 2008 Cumartesi

Dünya üzerinde savaşlar sürmekte kimi ırakta kimi bilmem nerde ama geçenlerde blogları gezerken @Siminya'nın bir yazısını okudum asıl savaşın dünya üzerinde hiç bitmeyen bir savaş olduğunu öğrendim. Kadınlar ne kadar içten pazarlıklık yaratıklar yahu :). Sürekli kadınları anlatıyoruz anlaşılmadıkları düşüncesi yüzünden, peki biz erkekler anlaşılıyor muyuz? Daha doğrusu kadınlar bizi anlıyor mu ?

Bugüne kadar süregelen süreçe baktığımızda hep savaşmak zorunda kalan taraf erkekler olmuş, ilkçağlarda yemek için savaşmış sonraki süreçte uğruna savaşılan şeylere eklentiler olmuşsada yemek kısmı değişmemiş. Savaşın şekli ve yeri değişmiş ama kendisi aynen devam etmekte :)

Bunun yanında anlatmak istediğim şey şu bu kadar uzun süredir devam eden bir şey kendine has bir kültürde oluşturmuş olması. Yani erkeklerin savaşının belli kuralları vardır. Tabi ki herşeyde olduğu gibi istisnalar hariç .

Dedikodu yaparız; evet dedikodu yapıyoruz bazen kadınlardan fazla dedikodu yaptığımızı söyleyen araştırmacılar çıkmış, haklılık paylarıda olabilir. Fazlada yapıyor olsak bu mereti kadınlardan bir farkımız var ki o da şudur: Dedikodusunu yaptığımız insana dedikodu ulaştığında ve gelip bize sorduğunda, "aaa! kim diyor bunu yalana bak!" gibi tepkiler vermiyoruz konuştuğumuzu "evet konuştum!" diyebiliyoruz.

Yakışıklı görünmeyi isteriz; Kendimize yakışanı giymeye çalışırız ama garip bir şekilde giyimde de tıpkı düşünce dünyasında olduğu gibi fazla karmaşadan uzak duruyoruz. Bir takım elbise çoğu zaman düşündüğümüz şıklık için yeterli olur. Yani birisinin ortamda bizden daha iyi giyinmesi moralimizi bozmak için yeterli bir neden değildir. Biz biliyoruz ki bundan sonrası tamamen aklımızın yakışıklılığıyla alakalı :) (eğlenceli olmak, zeki olmak, çekici olmak)

Odaklanmak ya da odaklanmamak işte bütün mesele bu; kadınlardan daha ayrıntılı düşünebiliyoruz; Bu sürece çoğu hanımefendinin karşı çıkacağını bilerek anlatacağım. Kadınların çoğu zaman erkeklerden daha ayrıntılı düşündüğünü kabul ediyorum fakat bu bizim ayrıntılı düşünemediğimizi göstermiyor. Biz bir şeyi amaç edinirsek odaklanırız. Her konuda bu böyledir iş yerinde de, sosyal hayatta da. Yani iş yerinde başkasının yapmakta olduğu veya bitirdiği iş bizi zerre ilgilendirmiyor biz kendi işimize bakarız :). Bunun yanında itiraz etmemeniz için en basitinden şu örneği vermek istiyorum. Bu zamana kadar playboy diye bahsedilen çoğu zaman kadınların "sadece tipleri var gerizekalıların!" zihniyetiyle baktıkları adamlar bile o çok ayrıntılı düşünmeyi becerebilen kadınları tavlıyorlar sonrası malum bırakıp bir başkasını tavlamaya gidiyorlar :). Övünmüyorum sadece bir örnekti.

O sofraya yardım etmek isteriz ancak; Rahatız dedik ya mevzu odaklanmak diye eğer gün içinde önemli birşeylerle uğraştıysak eve geldiğimizde yorulmak istemeyiz, anlayışsız oluruz çünkü işimize gelmez, kalkıp o sofraya yardım edemeyiz çünkü birşeyler kafamızı bedenimizi yormak istemeyiz. Açıkcası bencil olduğumuz nadir anlardan birisidir.

Söylediğim şey düşündüğüm şey ; Ne düşünüyorsam onu söylerim o yüzdende ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsayarım. Aslında bu cümle erkekler bizi anlamıyor cümlesinin yegane nedenini anlatıyor. Açık söylemek gerekirse çoğu zaman ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsaymak işime gelir yoksa bende suratının meymeretsizliğinden, bakışının donukluğundan ne düşündüğünü az çok anlarım.

Arkadaşımızın aldığı başarıya seviniriz; en azından ciddi manada sinirlenmeyiz sadece hayıflanırız ki buda en uç noktadır. Başarıyı hak ediyorsa birisi saygı duyarız, tebrik etmekten gocunmayız. Yani "Onun öyle göründüğüne bakma ne ...dır o ben biliyorum!" gibi tepkilerimiz yoktur. Ahmet'in başarısından daha önemli zihnimizi yoracak mevzularımız vardır muhtemelen.

Aslında mevzu basit kafamız rahatsa bizde rahatız, dolayısıyla çevremizi de rahatlatırız. Ağrısız başa dert olursanız çözüm değil problemin ta kendisi oluruz, yok derdimize ilaç olursanız çözümsüz problemlere çözüm oluruz.

Kadın bir savaştaysa, erkek bir silahtır savaş meydanı değil. Onu kullanmayı becerebilirsen birçok savaştan rahatlıkla kazanan taraf olarak çıkarsın ama kullanmayı bilmezsen elinde patlar ki o kısmı düşünmeyelim bence...

5 Kasım 2008 Çarşamba

Deli Miyim Neyim ? [3]





  • Bazı sigara içen arkadaşlarım var sigara elinden yere düşünce "tüh gitti güzelim sigara!" der gibi yüzünü ekşiterek bakıyor. Ulen sigaradaki zehirden fazlası mı bulaşacak sanki, sigarayı yaktığında anda 350 ayrı zehiri içine çekiyorsun yerdeki mikrobu mu düşünüyorsun merak etme o zehirle mikropta ölüyormuş zaten.

  • Buradan video streaming sitesi açan kardeşlere sesleniyorum Allah sizi ıslah etsin, hayatımda görmediğim ne kadar manyaklık ve manyak varsa sayenizde gördüm. Sıyırdım ben kardeşim, madem istemiyorsun izleme diyeceksin, insan kendini alamıyor ki bağımlılık yapıyor manyaklar. Videonun bitimine yakın gevşek bir surat ifadesiyle sandalyeden hafif aşağı kaykılmış oluyorum tam ben bitecekken video bitiyor şükür. biri beni kliniğe yatırsın!

  • TRT'de spiker olmak diye bir kitap yazılmalı bence. Durumları çok vahim yahu üzerlerinde gereksiz bir ciddiyet sanki babamın akranıymış gibi geliyor. İstediği kadar genç güzel olsun otobüste görsem teyze diye yer veresim gelir asılmam yani, saygı duyuyorum ayrıca bu da başka bir tarafı ama seksi olamıyorlar. Yayından sonra bir köşede ağlıyorlar sanırım "ben neden seksi olamıyorum salih neden ühü ühü! StarTV'deki Maymun Leyla'yı bile seksi buluyorlar ühühühü ". Ama televizyon özel televizyon olursa olay değişiyor. Ne giyerse giysin seksi geliyor valla.

  • Bazen yürüyen müzik kutusu gibi oluyorum, beynim yalama olduğundan mıdır bilmiyorum ama ne duyduysam tekrar edip duruyorum.Birde Sarkının tamamını söylemiyorum sadece takıldığım bir yerini söylüyorum. Ne kadar aptal bir şarkıda olsa kendimi alamıyorum.

  • Playlistim Şöyle ;
    1.)
    Gökhan Tepe - Canözüm
    2.) İsmailYK - Yar gitme
    3.) Sevmek Korkulu Rüya (kime ait bilmiyorum ama çok keyifle söylüyorum bunu :D)
    4.) Serdar Ortaç - Yar diye diye diye yandım bir yar var diye
    5.) Kayahan - Kıyametler Kopuyor Zavallı Yüreğimde
    6.) Duman - Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
    diye devam ediyor hiçbirini tam söyleyemiyorum, aklıma gelmeyen yerleri kendim gelişine dolduruyorum ve şundan emin olabilirsiniz şarkı sözü konusunda çok marjinal fikirler çıkıyor ortaya, mesela bu kafadan sallama işine başlamadan önce şarkıda küfüre karşıydım, artık değilim. Gayet güzel duruyor şarkılarda stres atıyor insan söylerken. Kendimden biliyorum.

4 Kasım 2008 Salı

Olgunlaşmak ve Susmak...


Yaşamın ta kendisidir susmak. Susabilmeyi öğrenmektir olgunlaşmak. Çocukken çığlıklarımız vardır, olgunlaşmanın sebepsiz susmalarına inat ve bir gün gelir susarız istemsiz ve gereksiz bir huzurla, büyüklerimizin onca sessizliğine rağmen.


Büyürüz zamanla günler geçer isyanlarımız biter, sesimiz daha az yankılanır hayat duvarlarında ve gün gelir duyulan çocuk seslerinin arasında susarız bilerek ve isteyerek. Kimileri çocukken bir evin kömürlüğünde küçücük benliğine düşünmeden kendi kirini ve kendi zehrini akıtmaya çalışan insana benzyen hayvanın kolları arasında öğrenir susmayı. En son çığlığını o gün atar hayatın suratına ve susarlar her olgun insan gibi. Kimileri doğduktan hemen sonra annesinin onu bir çöplüğe bırakmasıyla hayatın suratına çığlıklar atarak ağlar ve çöplükte bulunduğunda öğretilen ilk şey ağlamamasıdır. Susması için sırtını sıvazlarlar ve en az onun kadar hayata kinli, susmayı öğrenmiş olgun çocukların arasına bırakırlar. Yüzlerce çocuk o duvarların arasında susmayı öğrenir. Bahçede top oynayan düşlerine rağmen.


Olgunluğun ta kendisidir susmak. Gücünün yetmeyeceği kocasının hırsla vurduğu tokatların arasında hayatta herşeyi anlamaya çalışan ama hiçbirşeyi anlamayan bebeğin bile anladığı, babasının güç gösterine karşı yaşlı gözlerle o bebeğin geleceğini düşünerek susmayı öğrenir anne tüm kadınlığına rağmen. Kimileri bir huzurevinde köhne camının dibinde çok önceden öğrendikleri susmayı. Ömrünün son demlerinde daha çok tatbik ederler ve en olgun, en yaşamdan halleriyle otururlar gözlerinde derin susmaların hüznü ve etrafa içlerinde derin çığlıklar susarlar yine ve yeniden. Onlar yaşamayı en iyi bilenllerdir yani en iyi susanlardır, tüm yaşanmamış çocukluklarına rağmen.


Susmayı öğrenebilmektir hayat. 40 yıllık hayat arkadaşının son nefesini kollarının arasında verdiğini görmek. Gözlerini tavana dikip o en derinden ve son nefesini verirken damarlarından çekilen kanın yalnızca onun değil seninde damarlarından çekilmesidir. Ve buna rağmen ben ölüyorum diyememek susmaktır onunla geçirmeyi istediğin yüzlerce yıla rağmen.


Olgunlaşmak en büyük darbeleri aldığında "ah" dememek aksine dik durmaktır, ondan sonra bir ömür gelecek darbelere hazırlıklı olmaktır ve susmaktır, en derin yaraları aldığın zaman bile yaşadığın yıllara bakarak, yaşayacağın yıllara inat ve yığınla hayallerine rağmen.


Saygılarımla...
Related Posts with Thumbnails